ONUR ÖDÜLLERİ

Şerif Sezer

            İlk tutkusu okumaktır Şerif Sezer’in. Ebeveynleri boşandıktan sonra, babasının onu evliliğe hazırlamak için gönderdiği dikiş nakış kurslarında attığı her ilmek; annesine, okula olan özlemini daha da güçlendirir. Nihayetinde kaçar evden, bulur annesini. Onun yardımlarıyla eğitimine kaldığı yerden, ortaokuldan devam eder. Sıra, ne okuyacağını seçmeye geldiğinde ise o zamanın konservatuar öğrencilerinin oyununu izlemeye gittiğinde bulur cevabını. O gün içine yerleşen oyunculuk sevdası, bir daha hiç bırakmaz peşini.

            Başlarda, tiyatroya o kadar bağlıdır ki sinemayı aklından bile geçirmez. Öyle ki Sinan Çetin, zar zor ikna eder onu Bir Günün Hikâyesi’nde (1980) oynaması için. Film çekilir çekilmesine ama geçemez dönemin bariyerlerinden, rafta kalır. Tam Şerif Sezer’in sinema hayatı, başlamadan bitecektir ki Sinan Çetin tarafından çekilen fotoğrafları o dönem hapishanede olan Yılmaz Güney’e ulaşır. İşte o gün, Şerif Sezer’in; az filmli, çok ödüllü ve yasaklara, engellere maruz kalan sinema hayatı, Yol (1982) ile tam anlamıyla başlamış olur.

            Enis Batur’un “Ben gidemezdim bir yere, zaten uzaktaydım durduğum yerde.” sözleriyle anlattığı taşra hayatı zordur, çetrefillidir. Şerif Sezer, hiç doğuda yaşamamasına rağmen çektiği acıların, zorlukların çizgilerini öyle kesiştirir ki Yol’un Zine’siyle; karda atmaya çalıştığı her adım seyircilerin içine oturur bir yumru gibi. Çekimlerde elleri morarmış görünsün diye karla ovarlar, dövülme sahnelerinde gerçekten dayak yer. Tüm bu uğraşlar sonucunda, o zamanlar alacaklarını bilmedikleri Altın Palmiye Ödülü için sevinmeyi, gururlanmayı çoktan hak etmiştir. Ancak sevinemez. Film yasaklanır, oyunculardan hiçbiri yurtdışına çıkamaz, bin bir zorlukla bitirilen filmi göremezler. Şerif Sezer “O keyfi yaşatmadılar bize. Ancak bir sene sonra Paris’te bir sinemanın arka koltuğunda gözyaşları ile izleyebildim filmi. Bunu bize yaşatmaya hakları yoktu. Hiç de affetmeyeceğim bunu bize yaşatanları…” sözleriyle anlatır yıllar sonra içinden atamadığı kırgınlığını. Üstelik Yol filmi son kırgınlığı değildir. ‘Yiyecek portakalları, kardan adama takacak havuçları olmayan çocukların filmi’ Hakkâri’de Bir Mevsim (1982), gala gecesi baskın yer, durdurulur. Heyecanla gittiği sinemadan yarı yolda dönmek zorunda kalır Sezer; öfkesini, üzüntüsünü bastırarak.

O günden sonra, oyunculuğu tamamen bırakmasa da asıl yeniden doğuşu Çağan Irmak’la olur. Arka arkaya gelen Asmalı Konak (2002), Mustafa Hakkında Her Şey (2003), Çemberimde Gül Oya (2005), Babam ve Oğlum (2006) ile hem ödül üstüne ödül alır hem de Çağan Irmak’ın kendi tabiriyle “divası” haline gelir. Fakat yine de her ödül alışında, geçmişin burukluğundan kalma titremesini, heyecanını bastıramaz.

Hakkâri’de Bir Mevsim’de Genco Erkal der ya “Sizler, karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz.” diye; Şerif Sezer de verdiği hayat ve meslek mücadelesiyle o karda hep yalınayak yürümüş ama hayatta, sahnede kalmayı başarmıştır. Yıllar önce alması gereken fakat çok geç duyabildiği alkışların eşliğinde…

                                                                                              Ege Ertan

18. EFF ONUR ÖDÜLLERİ

SOSYAL AĞLAR