ONUR ÖDÜLLERİ

LALE BELKIS

 Yeşilçam’ın o ölümsüz “kötü” kadınını hatırladınız mı? Hani hep baş erkek kahramanı baştan çıkarmaya çalışan, kışkırtan, elinden gelen kötülüğü ardına koymayan o kadın... İşte biz yıllarca “o kadın”lardan biri olarak seyrettik Lale Belkıs’ı. Oysa her rolün bir arka planı olduğu gibi, her oyuncunun da bir arka planı var elbette.

 Oynadığı roller için; “Ben niye kötü kadın olayım? Gelip evimi yuvamı yıkıyorlardı, bense ayakta durmak için mücadele veren bir kadını oynuyordum. Ben sürüneceğim, onlar mutlu olacaklar; olur mu öyle şey?” diyerek gösterir bize o rolün arka planını Lale Belkıs. Kendi hayat hikâyesi, kendi özü ise çok daha derindir, akıllara kazınmış kötü kadın tiplemesinin özüne göre.

 Sanat hayatına manken olarak başlar Lale Belkıs. Okuduğu okul olan Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü’nde düzenlenen bir defilede mankenlik yapması istenir, böylece devamındaki süreçte Türkiye’nin ilk milli mankeni unvanını kazanacağı şans kapısı açılır ardına kadar önünde. Çünkü söz konusu defile aracılığıyla, dünyanın pek çok ülkesini gezmeleri gerekmektedir. Lale Belkıs bu fırsatın ne denli büyük olduğunu bilir ve babasından gizli, adını değiştirerek, güç bela düşer yollara. Bu defileden sonra Beyoğlu’nda Lale Belkıs rüzgârı esmeye başlar adeta. Türkiye’ye yurtdışından gelen bütün önemli isimler için hazırlanan defilelerin baş konuğu olmaya başlar, ilk o çağrılır. Bu sürede oyunculuk teklifleri de alır birçok kez, ancak “Mankenlik soğuk duruştur, tiyatroya yakışmaz.” diyerek reddeder tüm teklifleri. Ta ki Lale Oraloğlu onun bu reddedişlerinden yılmayıp, onu ikna etmeyi başarana dek...

 Lale Oraloğlu’nun tiyatrosunda geçen beş seneden sonra Lale Belkıs artık oyunculuk basamaklarını adımlamaya çoktan hazırdır. Yolu Yıldız Kenter ve Haldun Dormen’le kesişir, peşpeşe oyunlarda oynamaya başlar. Bir gün, Ölüm Tarlası (1966) filminin setine düşer yolu. Atıf Yılmaz ve Yaşar Kemal öyle ısrarcı olurlar ki onu filme dâhil etmek için, Lale Belkıs olarak girdiği setten Falcı Emine rolüyle çıkar.

 Mankenlik ve oyunculukta elde ettiği başarıların yanı sıra, dönem dönem dublaj sanatçılığı da yapar Belkıs. 1967 yılında müziğe el atar; nota, solfej, şan dersleri aldıktan sonra bu defa da sahnelerde şarkı söylerken bulur kendini. On parmağındaki on marifetle, üstüne kata kata ilerlediği hayatında, merak sarıp da altından kalkamadığı hiçbir iş bırakmaz arkasında.

 Aslında tüm bu başarılarının vesilesi, tüm bu sektörlere adım atma sebebi; mankenlik zamanlarından, ipek çoraplarından gelen şansıdır. Önünde pek çok kapı açan, iyisiyle kötüsüyle senelerini alan mankenlik anılarını “İpek Çoraplar” isimli kitabında toplamış, yürüdüğü yolda attığı her adımda onları anmayı hiç unutmamıştır. 

19. EFF ONUR ÖDÜLLERİ

SOSYAL AĞLAR