ONUR ÖDÜLLERİ

İZZET GÜNAY

 “Yeşilçam’ın altın yıllarının altın çocuklarındandır İzzet Günay... Neredeyse dönemin her film şirketi her ay yeni bir filmi piyasaya sürerken; akılda yer etmek, kalıcı olmak, kendini kanıtlamak, görece zor bir hale gelmiştir oyuncular için. İşte tam bu zamanlarda, maddi durumu elvermediği için mimar olmaktan vazgeçen ve o dönem linyit ticaretiyle uğraşmakta olan İzzet Günay; gazetede Dormen Tiyatrosu’nun verdiği oyunculuk ilanını görür. Gider tiyatroya, cebindeki son parayla bir fotoğrafını çektirir, verilen formu doldurur, başlar beklemeye...

 O sırada Haldun Dormen başvuran kişilerin teslim ettiği fotoğrafları incelemiş ve İzzet Günay’ın, aradığı rol için doğru kişi olduğuna karar vermiştir bile. Bu karardan habersiz olan Günay, fotoğrafını geri almak için gider tiyatroya. Küçük Sahne’nin merdivenlerini çıkarken Haldun Dormen’le karşılaşırlar, Dormen ona rolü aldığını söyler. Böylece hem Günay, “hayat hocam” dediği Dormen’le uzun yıllar sürecek tanışıklığına başlamış olur; hem de oyunculuk serüveninin kapısı ardına kadar açılır önünde.

 Küçük Sahne’de oyunlar devam ederken bir gün; o dönem hikâyeciliğin yanı sıra Kemal Film’in senaristliğini de yapmakta olan Tarık Dursun K. görür Günay’ın fotoğraflarını. Osman Sezer’e gider ve kemikli çenesi sebebiyle Baytekin’e benzettiği bir oyuncu bulduğunu, filmde onu oynatabileceklerini söyler. İzzet Günay sete çağrılır, role kabul edilir, hâlihazırda başarıyla devam ettiği tiyatro kariyerine bir de sinema eklenmiş olur.

 Şans meleği yüzüne gülmeye devam eder Günay’ın. Dormen Tiyatrosu’nda oynanan oyunlardan birinin sonunda, Orhan Aksoy kulise gelir. İzzet Günay artık ismi duyulur bir sanatçı haline gelmiştir, Orhan Aksoy da onu ertesi gün Hulki Saner’le tanışmak üzere başka bir sete çağırır. Günay, sete gittiğinde yalnızca Hulki Saner’le tanışmakla kalmaz, filmde oyuncu eksik olduğu ve süreç geciktiği için sinirle setin ortasında volta atan başrol oyuncusuyla; Ayhan Işık’la da tanışır. Hulki Saner, o dönem hem çekecekleri filmin hem de Yeşilçam’ın komik bir jöne ihtiyacı olduğunu düşünmektedir. O “komik jön” kavramı; İzzet Günay’la o filmde, Çifte Nikah (1962) ile doğar.

 Şansı başarısıyla harmanlandıkça önünde açılmadık kapı kalmaz Günay’ın. Peşpeşe çekilen filmler, giderek artan ünü, aldığı teklifler; onu adım adım kariyerinin en önemli filmine doğru götürür. Safa Ünal’a göre ilk kült Türk filmi, Türkan Şoray’a göre ise dünyanın en güzel aşk filmi çekilir 1968 yılında: Vesikalı Yârim. Vesikalı Yârim ile herkesin aklına mıh gibi kazınan “çok eskiden rastlaşacaktık...” sözünün tam aksine; öyle bir zamanda çıkar ki karşısına bu rol İzzet Günay’ın, Yeşilçam’ın unutulmazları arasına bir daha silinmemek üzere yazdırır ismini Manav Halil’le.

 Yıllar geçer, Yeşilçam’ın kriz dönemleri gelir, pek çok oyuncu ya başka mesleklere ya seks filmlerine yönelmek zorunda kalır. Bonolar ödenmez, oyuncular maddi sıkıntılarla boğuşmaya başlar. Günay, pek çok kişinin aksine ikinci sınıf rollere razı olmak yerine uzaklaşır sinemadan; hep “Elbet bir gün bizim günümüz gelecek.” der. O gün ona göre hiç gelmese de “İzzet Günay olarak kalabilmek” için verdiği bu karardan da asla pişman olmaz.

 Sözün özü, çok eskiden rastlaştık İzzet Günay’la. Belleklere kazınan bakışlarıyla, kemikli çenesiyle, âşık ama umutsuz karakterleriyle... Demiştik ya Yeşilçam’ın altın çocuklarından diye, onların değerleri hiç eskimez. Manav Halil, her izlediğimizde, eskide kalmış yaralarımıza tuz basmaktan hiç vazgeçmez... 

19. EFF ONUR ÖDÜLLERİ

SOSYAL AĞLAR