Milos Forman

  “Can sıkıcı olmadan gerçeği söyleyebilmek. Bu çok basit ama aynı zamanda çok da karmaşık, çünkü gerçek ne yazık ki çoğu zaman kabadır. Yalanlar ise çok daha ilginç, entrikacı ve büyüleyicidir.”der Milos Forman. Gerçeği söylemek can sıkıcı olduğu kadar risklidir de. Çünkü gerçek hayat içinde aykırıları, dışlananları, azınlıkları, ezilenleri de barındırır. En önemlisi de, gerçek hayatın içinde kabul görmüş kurallarla başı dertte uyumsuzlar vardır. Milos Forman, işte bu uyumsuz karakterlerin yönetmenidir. 

 Gerçek hayatın ne denli acımasız olabileceğini, ailesini Nazi toplama kampı Auschwitz’de kaybettiğinde anlar. İlk gençlik yıllarında tiyatroya merak sarar fakat akademide tiyatro bölümüne kabul edilmez. Ancak söyleyecek sözü vardır ki vazgeçmez. 1951 yılında Prag’da Müzik ve Dramatik Sanatlar ve Film Akademisi’ni (FAMU) kazanır ve böylece sinema yolculuğu başlar.  Tam otuz yaşında, ilk kısa filmi olan Yarışmalar’ı (1962) çeker, bir yıl sonra da ilk uzun metrajlı filmi olan “Maça Ası” (1963) gelir. Peş peşe çektiği filmler ve Çek yazarların etkilerinin belirgin olduğu üslubu ile kısa zamanda Çek Yeni Dalgası’nın yıldızı olarak anılmaya başlar. 

  “Koşun İtfaiyeciler” (1967) filmi bir yıl geçmeden yasaklanır.“Annemle babam gerçek birer vatanseverdi; zaten büyük ihtimalle bu nedenle öldüler. Ancak çok sonraları, birdenbire kendimi vatanımdan ve oranın kültüründen, ailemden çok uzakta bulduğumda, kendimi çocukluğumun ülkesinden koparılmış bulduğumda, ülkeme karşı bu derinlemesine düşkünlüğü onlarla paylaştığımın ayırdına vardım.” sözleriyle anlatır, 1968 olaylarından sonra Çekoslavakya’dan ABD’ye göç etmek zorunda kalışını. Yurdunu terk etmesi, geçmişini ve söyleyecek sözlerini unutturmaz ona. Öyle ki, halen dünya tarihinin en başarılı kült filmlerinden biri sayılan Guguk Kuşu’nu (1975) orada çeker ve bu film Akademi Ödülleri’nin tarihinde en büyük beş ödülü kucaklayan ikinci film olur. Artık Milos Forman, yalnızca Çekoslavakya’nın değil tüm dünyanın dahi çocuklarından sayılmaktadır. Ken Kesey’in romanından uyarlanan film için yıllar sonra “Onlara, bana göre bunun edebiyat değil, gerçek hayat olduğunu, 1932’de doğduğum günden 1968’e dek Çekoslovakya’da yaşadığım gerçek hayat olduğunu, filmi de bu yüzden çekmek istediğimi söyledim. İşte, benim Ratched Hemşire’m de Komünist Parti’ydi; neyi yapıp neyi yapamayacağımı, neyi söyleyip neyi söyleyemeyeceğimi, nereye gidip nereye gidemeyeceğimi, hatta ve hatta kim olup kim olmadığımı söyleyen oydu.” diyecektir.

  1984 yılında ise Mozart’ın hayatını onun en büyük rakibi olan Salieri’nin gözünden anlattığı ikinci kült filmi “Amadeus” gelir. Amadeus ile en iyi yönetmen ödülü dahil dokuz dalda Oscar ödülü kazanarak adını bir kez daha yazdırır tarih sayfalarına. Filmlerinde yalnızca karakterleri değil, müzik kullanımları da oldukça dikkat çekmektedir. 68 ruhuna, hippi kültürüne ve müziğe dair filmi “Hair” (1979) ve devamında çektiği “Skandalın Adı Larry Flynt” (1996) “Aydaki Adam” (1999), “Goya’nın Hayaletleri” (2006) filmlerinin hepsi; Forman’ın gerçeği anlatma yolundaki elçileri olur. 

  Jack London der ki, “Gerçeği gizleyip saklıyorsanız ya da herkesin içinde tüm açıklığıyla ortaya koyamıyorsanız gerçeğin ne olduğunu bilmiyorsunuz demektir.” Bilmek ağır yüktür, söylemek daha ağır. Gerçek Mozart’tır, Salieri’dir, McMurphy’dir, Ratched Hemşire’dir, Goya’dır, Ines’tir. Milos Forman bu yıl aramızdan ayrılsa da filmleri bize gerçekleri anlatmaya devam edecektir.

20. EFF ONUR ÖDÜLLERİ

SOSYAL AĞLAR